|
Tweet |
Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve kadınları hedef alan ayrımcı söylemler ile yine tutuklu bir kadına insan onuruna ve temel haklarına aykırı muamele iddiaları, toplum olarak üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir tabloyu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Yaşanan olaylar, farklı biçimlerde ortaya çıksa da ortak bir sorunu görünür kılmaktadır: Kadınların kimlikleri, yaşam tercihleri, düşünceleri ve varlıkları üzerinden kolaylıkla hedef haline getirilebildiği; ayrımcı dil ve tutumların normalleştirilebildiği bir toplumsal anlayış…
Kadınlara yönelik ayrımcılık; kullanılan dilde, yapılan esprilerde, kurulan cümlelerde, sessiz kalınan anlarda ve görmezden gelinen uygulamalarda da kendini göstermektedir. Bir kadının Etnik kimliği, yaşam biçimi, düşüncesi, mesleği veya siyasi görüşü üzerinden aşağılanması; kadın olmasından kaynaklı olarak daha kolay hedef haline getirilmesi, toplumsal eşitliğe zarar veren önemli bir sorundur. Özellikle, son günlerde kamuoyunda tartışma yaratan ve Kürt kadınları hedef alan ifadeler, toplumumuzun önemli bir kesimini incitmiş ve haklı tepkilere neden olmuştur. Ayrımcı söylem ve uygulamalar, görmezden gelindikçe ve sorgulanmadıkça da toplumsal zeminde karşılık bulmaktadır. Kadınları, etnik kimlikleri, inançları, yaşam tercihleri veya düşünceleri üzerinden hedef alan söylemlerin sıradanlaştırılması, toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne zarar vermektedir. Diğer yandan yine kamuoyuna yansıyan ve tutuklu bulunan Fatoş Pınar Türker’e yönelik “çıplak arama” iddiaları da insan onuru ve temel haklar açısından hassasiyetle ele alınması gereken bir konudur. Kadınların gözaltı, tutukluluk veya kamu otoriteleriyle karşı karşıya kaldıkları süreçlerde insan onuruna aykırı muamele iddiaları da büyük bir hassasiyetle ele alınmalıdır. İnsan onuru, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti ve adalet ilkeleri; kişinin kimliğine, görüşüne veya içinde bulunduğu koşullara göre değişmez. Her birey, insan olmasından kaynaklanan haklara eşit şekilde sahiptir. Kadınların yaĢamın her alanında eşit ve özgür bireyler olarak var olabilmeleri; yalnızca yasal düzenlemelerle değil, toplumsal zihniyet dönüĢümüyle mümkündür. Bunun yolu da ayrımcı dili reddetmekten, ötekileştirmeye karşı çıkmaktan ve insan onurunu her koĢulda savunmaktan geçmektedir. Akademinin, mühendislik mesleğinin ve demokratik toplum yaşamının temel değerleri; akıl, bilim, eşitlik, adalet ve insan haklarına saygıdır. Bu değerler doğrultusunda; kadınları hedef alan ayrımcı söylemlere, nefret diline, insan onurunu zedeleyen uygulamalara ve eşitsizliği yeniden üreten her türlü yaklaşımın karşısında durmanın ortak sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz.